Değişimin Kanatları
Evrenos BeyKış ortasında parıldayan güneşe doğru uçuşa geçiyoruz. Deniz piyadeleri test pilotu Binbaşı Mark “Jocko” Johnson, gaz kollarını öne doğru itiyor. Motorlar homurdanıyor; ABD Donanması'nın en yeni ve en ileri taktik uçağı F/A-18 Super Hornet pistte, başımızı koltuğa yapıştıran bir hızla ilerliyor. Kaliforniya çölü sanki üzerimize doğru geliyor; arka koltuktan önümdeki Jocko'nun kaskının izin verdiği ölçüde Donanma Hava Üssü China Lake'i seyrediyorum. Artan hızımız yüzünden üstüme bir kamyon dolusu kum dökülüyormuş gibi hissediyorum.
Yaklaşık bir kilometre sonra uçak havalanıyor. Birkaç dakika sonra Jocko kuzeye, Sierra Nevada dağlarının boz vadilerine doğru dönüyor ve midemizin bulanmasına neden olan bir hızla -540 knot (saatte 540 deniz mili )- araziye teğet geçen uçuşumuza başlıyoruz; bu, bir yolcu uçağının seyir irtifasındaki hızı. Ancak engebeli araziden sadece 150 metre yüksekteyiz. Jocko başarılı keskin dönüşler yapıyor ve tek bir hareketle dağ yükseltilerinden kurtulmayı başarıyor. Yolumuzda dağ sırtları belirdiğinde tırmanıyor, uçağı ters döndürüyor, sırtların üzerinden kavis çizerek geçiyor, bir sonraki vadiye dalmadan önce bizi kısa bir an için baş aşağı tutuyor.
Midem hafiften bulanmaya başlıyor, Jocko'nun sincap kafesi dediği yeni önerisini geri çeviriyorum. Jocko bunun yerine yüksek hızla bir halka çizip, yaklaşık 6000 metre irtifaya ulaşıyor. Karlı Sierra batımızda, boz ve sıcak çöl tam altımızda kalmak üzere dalışa geçerken bulantı hissi birden kayboluyor. Onun yerini tam bir coşku alıyor! Yeryüzü ve gökyüzünün taklalar atan simyası içinde yitip gidiyorum; ruhum özgürlük, cesaret ve uçmanın mucizesiyle dolup taşıyor.
Motorlu uçuşlar 17 Aralık'ta yüzüncü yılına girerken ticari uçak yolculuğunun rutin, rahatsız ve kimi zaman da işkence haline geldiği bir dünyada uçmanın hâlâ bir macera olması anlamlı. Üsse dönerken Jocko'ya beni uçurduğu için teşekkür ediyorum. Jocko, “Asıl ben sana teşekkür etmeliyim” diyor. “Sen olmasan bütün gün ‘masa başında uçacaktım'.” Jocko'nun mesleğine yönelik tutkusu Wright Kardeşler'e kadar uzanan bir havacılar yüzyılını selamlarken, kullandığı uçak yeni havacılık yüzyılını müjdeliyor. Super Hornet artık, donanmanın bütün uçak gemilerinde kullanılan ve yaşlanmakta olan F-14 Tomcat'lerin yerini alıyor. Hava Kuvvetleri'nde ise yeni savaş uçağı F/A-22 Raptor deneniyor. Gizleyici hatları ve kaplama özellikleriyle bu uçaklar radarlar tarafından çok zor saptanıyor ve bu, havacılığın tasarım alanındaki en öncü yeniliklerinden biri.
Askeri alandaki hızlı gelişimin tersine havayolu şirketi endüstrisi, yakın dönemlerde yaşanan zorunlu işten çıkarma ve iflasların da kanıtladığı gibi ciddi ekonomik türbülanslara karşı emniyet kemerlerini bağlamış durumda. Pek az iniş henüz hizmetten çekilen Concorde'unki kadar zorlu oldu ya da yankı uyandırdı. Concorde'un emekli olmasıyla birlikte yakın gelecekte süpersonik (sesüstü hızda) kitlesel yolculuk umudu da bitmiş oldu. Airbus bunun yerine yeni bir süperjumbo jeti, 555 koltuklu A380'i yaparak boyutu hızın yerine koydu.
Uçaklar 1950'lerde hızlandı; 1980'lerde belirlenemez oldu; bugün ise daha akıllı bir hale geliyorlar. Daha doğrusu çok zeki. Dört koltuklu özel uçaktan dev A380'e kadar uçaklardaki en çarpıcı gelişme iç alanda kaydediliyor.
Askeri alanda bilgisayar otomasyonu sayesinde, pilotsuz uçan ve insansız hava aracı (UAV) olarak adlandırılan yeni kuşak uçaklar yaratıldı. Sivil uçakların tersine askeri uçaklar, radardan gizlenebilen ve sadece bilgisayarların seviye uçuşu sağlayabildiği dengesiz şekilli araçlara dönüşüyor. Alışılagelmiş formlar yerlerini uçurtma, yarasa ve bumerang biçimli, radara yakalanmayan UAV'lere bırakıyor. Bu uçaklar neredeyse sonuna dek radardan kaçabiliyor ve pilotun yorgunluk sınırlarını hayli aşan sürelerde uçabiliyor. Ticari havacılıkta otomasyonun gelişmesi bir uçağı neredeyse her türlü hava koşulunda, kalkıştan hemen sonra ve iniş de dahil olmak üzere tüm uçuş süresince uçuran ve pilotları uçuş sistemleri müdürleri haline getiren bilgisayarların ortaya çıkmasını sağladı. UAV'ler günümüzde geleceğin kargo uçaklarının ve hatta yolcu uçaklarının pilotsuz uçup uçamayacağına ilişkin tartışmalar başlatıyor.
Lockheed Martin test pilotu Arlen Rens, “Uçaklar artık kokpitte bir pilot ve bir köpek taşıyacak biçimde yapılıyor” diyor. “Pilotun işi köpeği beslemek, köpeğin işi de pilot bir şeye elini sürecek olursa onu ısırmak.”
Yazı: Michael Klesius



del.icio.us
Digg
Technorati
Twitter
Yorumunuzu ekleyin